Monday, August 21, 2017

Kaybolanlar








Bir yıl içinde iki gözlük sırra kadem bastı. Biri kırılan ve sevdiğim bir gözlüğün yenisiydi. Kimi objelerle el, kol, ayak gibi bağlanırsın. Eşyanın insanı esir almasından hazzetmesem de kimi takıntı objelerim olmadığını söylemek kendini kandırmak olur. İkincisi ise ilk görüşte aşk bir çerçeve. Haki takıntısının nadide ürünü. Elastik bir malzeme. Dökülmeye başlamıştı. Güzelleşecekti. Şimdi ilk kemiği nerde nasıl kaybolduğunu bilemeyecek kadar hafıza bozgunu, hakiyi nerde kafamdan çıkardığımı bulamayacak kadar kafam kazan gibi. Resmen hatırlayamıyorum.

Kaybettiğimiz şeylerin kaybediş anını hatırlamıyoruz, ama sonra neleri kaybettiğimizi hep anımsıyoruz. Ya da bazen ben nelerin kaybolacağını kestiriyorum ve kaybettiğimde kendi kendimle "ben demiştimcilik" oynuyorum. Neye çareyse.

Bir şey kaybetmeye deliriyorum. Bir şey çaldırmaya tutulurdum, onu bıraktım. Hırsızlık sıradanlaştı diye belki de. Kaybetmek hala travma.
Eşeği kaybedip yeniden bulmak: Gözlüklerin üstüne şarap açacağını, çakımı ve en sevdiğim not defterimi kaybettim. Onların da nasıl tekrar bulunduğunu bilmiyorum. Eşyalar kendi kendilerine saklanıyor olabilirler mi? İnsanlar gibi.

Saturday, August 5, 2017

Psyche.

Ya rüyalar gerçekle buluşursa bir gün, ya içini dolduran tüm arzular kucaklaşırsa. Ya bedenler kopmamak üzere yapışır, ya haz doruğa çıkarsa. Ya o akıl almaz hal sonsuzluğa ulaşırsa. Soruyorum sana, ya olursa? İki ruh teke, iki beden bir bütüne dönüşürse?




I'm looking for you in the woods tonight, I'm looking
Looking for you in my flashlight, I'm searching

From in the high or down the ocean
And I face myself in reason
Gain the wolf
Gain the wolf

Conjure me as a child
Slipping down a webside
Stretch up I cannot reach him
Jumping up they drag him from the water

I watch them march him into life
I watch them take him from the pale
Into the sky for your eagle eye
The sun seeds a sickle and a scythe

Ridicule they won't allow
Quench abuse and let love flower
Rip the cage out of your chest
Let the chaos rule the rest

Show without showing
What you know without knowing
Twigs snap eye / I catch no canoe only you and me
Alone on the old tea hope sea

Dissolving who we are
Call out for yesterdays destiny come
We're on a foreign shore


It was your mark of falling
I was the car still running
And will you call and be assured for life
And if you feel it you will fly
The sun should have been with me

When I was set to fall in
As I was set to fall in

Tuesday, July 25, 2017

Perche




"Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." (Sabahattin Ali, 1943)




Denemek vs Çabalamak




Her akşam burayı açıyor musun dedim.

- Evet, her akşam burdayım dedi.

Bir arabanın arkasını kokoreç tezgahına çevirmiş. İnce işçilikle, çok muntazam. En ufak detayına kadar elleriyle yapmış. Bu özeni kokoreç keserken ve siparişi sunarken de belli oluyor. Kaça kadar ayakta oluyorsun dedim.

- 02:30/03:00'e kadar dedi.
- Yorulmuyor musun dedim
- İki çocuğum var, onlar için mecburum dedi.

Çocukları için mecbur olan bir adam. "Gördün mü evlat ne demek" diyen Hüseyin Bey geldi aklıma, Sadık'ın ölümünden birkaç dakika önce. Elbette herkesin başka bir hikayesi var. Herkesin yürüdüğü yol başka, geldiği kulvar başka, şartları başka, karşılaştığı fırsatları başka, çevresi başka, tabıyatı başka. Ama herkes için hayata tutunmak, çocuğu olsa da, olmasa da bir zaruret. Bear Grylls'in denemek ve çabalamak arasındaki farka vurgusunu düşündüm sonra. Herhangi bir konuda "denedim" diyen insan ile "çabaladım" diyen arasında mental bir fark var. Denedim, belki bir daha denemeyecek ve o meseleye dair "yaptım ama olmadı" sonucu ile insanı bıraktıracak bir ifade, çoğu zaman. Oysa çabalamak bir süreç, bitmeyen, sonuca ulaşmak için yapılanların tamamı. Hayatı bırakmak, ya da bazı şeyleri deneyip geçmek gibi bir lüksümüz olamaz, çabalamak ve daha çok çabalamak zorundayız. Hangi arzularla donanırsak donanalım, hangi şartlarda olursak olalım. Yaşama coşkusuna dair arada lafladığım bir arkadaşım "yaşama dair çok fazla ümidim yok" dediğinde ne ülkenin durumu, ne geldiğimiz yerin bir tür "denedim olmadı" hali üretmesine izin vermemeli diye cevap veriyorum ona ekseri. Bir başka iyilik, bir başka iyi hal, bir başka insana omuz, dostanelik üretmek, belki hayatta kimin için ne olacağını hala bile bilmiyor olmak başlı başına yaşama coşkusu, çabalamaktan kaçınmamak için yegane gerekçe olamaz mı?

Ebeveynlerinden önce bu hayattan kopmak gibi bir lüksü olmadığı gibi insanın, bu dünyada hangi iyiliğin içinde olacağını henüz bilmiyor olması bile her yeni güne taze bir nefesle başlamaya sebep. Buna mecburuz, "zorundayız."

Thursday, July 20, 2017

Tanrı yerine insanlara inanmayı seçtim


Zahiri bir yolun içi gibi, ama gidilecek gidiliyor.
Bir limanda beklemek gibi, yükler atılacak, atılıyor.
Bir uçakta uzun bir seyahat gibi, inesin yok, camdan hep bakarak gidiyorsun gibi.
Bazen bulutların üzerinde, bazen suların altında kalmak gibi.
Bazen içinin şişmesi, bazen ferahlık hissi gibi.
Tamamen arafta kalmak gibi.
Hep dündeki gibi, son sözdeki gibi, son iyi sözdeki gibi.

Kutsal kitabın ayetleri gibi:

"yüzünü asma.
içini karartma.
her şey güzel olacak. "

Monday, July 10, 2017

"Yokluğunda..."

Ne çok yanlış sığıyor bir sepete. Zamanın ve akışın dışına çıkabilmeyi becerip de bakınca. Ne kadar zamanı geriye almak ya da bazen akıbeti görebilmek için çabucak ileri sarmak istesen de, asla hiçbir şey ama hiçbir şeyin senin kontrolünde olamadığı gerçeği insani deli divane etse de tüm bunların bir ulviliği olabileceği hiç akla gelmiyor. Yaşarken kamil olmak zor. Sonralarda söz dizmek kolay. İyiye tutunmak zor, kötüyle yoğrulmak kolay.



Wednesday, June 28, 2017

Vomit.

Kusmak istersin ama kusacakların tam boğazınla miden arasında yukarı çıkmaya isyan eden bir sendelemede kalır ya... sanki kusmak da karşılamayacak hissini. Bir şey ifade etmeyecek kusma bitince. Ama östeki gergin, ama gırtlak yanık. Şimdi hoparlörler bangır bangır... Dünya ile kontağı her kapadığında.

Tuesday, June 20, 2017

She passed away

Geçmişte edilmiş bazı satırlarda dönüp bakınca bulduğun başka anlamlar kimi zaman bir iç ferahlaması sağladığı ve "şimdi anladım" dedirttiği kadar, beraberinde bir üzüntü de peydah eder insanın içinde. Anlamı olması gerektiği zamanda bulamamak ya birşeyleri kaçırmak demek ya da aptallık.





Friday, April 28, 2017

Again and again.




Yine buluşuruz, yeni yeniden herşeyi unutup. Yine belki baştan başlarız, sil baştan yaparız. Bir şeyler yaparız. Yeniden belki kendimizi kaybedip, sulara karışıp, günü bilemeyip, sonu göremeyip, geçmişi silip belki yeniden buluşuruz. Geceler geçer, hikayeler geçer, olaylar geçer, günler de geçer belki yeniden buluşuruz. Kimbilir belki hiç başlamamış gibi, hiç kor ateşlerde yanmamış gibi buluşuruz. Sanki daha önce hiç buluşmamış gibi buluşuruz.


 

Monday, March 6, 2017

Skingasm.

Bir melodi kıvrımında, bir şarkının nakaratında, bir kreşendoda.. Kendimi her kaybettiğimde sadece buralarda buldum. Ne iyi, ne iyi.


Genocide of the starving nations

Multinational corporations / Genocide of the starving nations



Herhangi bir şeyin yoksunluğu giderildiği andan itibaren çığırından çıkan insan tanık olunabilecek en çiğ hallerden biri. Açık büfeler önünde sanki hiç hayatında kahvaltı etmemiş gibi tabak tepeleyenler, davetlerde küfelik olana kadar takdim edilen içkileri yuvarlayanlar, bir otel odasını tüm nitelikleri ile kullanma çabası, sosyal ortamını değiştirenin yeni ortamına dair bitmek bilmeyen havadis verme telaşı, sayısız fotoğraflar, sayısız bitmeyen foto-altları, tekrar eden "ağzımızdan taşıyor yemekler" gibi sevgi sözleri, sanki hiç arkadaşı olmamış o ana kadar bir mağarada yaşıyormuş gibi dostluğa ekstra mana biçenler, titri değiştikçe insan ezenler, kan kusturanlar, her haliyle taciz edenler, taciz ettiğinin farkında olamayacak haldeler. Bazen iinsanın size bakarken keşke yoksunluktan ölseydiniz diyesi geliyor. Bu halinizle, insan değilsiniz.

Wednesday, March 1, 2017

Switch Off




Birine bir şey söylemekten zaman içinde yoruluyorsun. İstiyorsun ki geçen zaman bazı şeyleri kolaylaştırsın. Anlaşılsın. Kelimeler etmeden. Kendini hırpalamadan. Tahminen karşındaki insanlar da bu yaklaşımda olduklarından, senden bir şeyler bekliyorlar. Söylemeden, anlatmadan. Hayatta sorun kabilinden şeylerin ne kadarının gerçekten sorun olduğu, çözüm bekleyen sıkıntıların ne kadarının çözülemez olduğu, neye yetip neye yetmeyeceğin, hep kafanda akan bir film gibi. Sonunu ortasını, bazı sekanslarını görmek istediğin bir film gibi. Kafam berrakken, ruhum çözelti gibi. Sürekli bir çay kaşığı kafamda çalkalanıyor.